| Kelime | Anlamı | Gönderen |
AĞIRLIK KESMEK | Evlilik öncesi söz kesmek anlamına da gelmekle birlikte; başlık parası, ziynet eşyası, ev eşyası veya benzeri ihtiyaçların tespiti amacıyla ailelerin bir araya gelerek anlaşmaları ve nihai karara varmaları anlamında bir deyim | İbrahim Bayraktar | NASIRATI BAĞLANMAK | Bir şeyi yapmak isteyip de yapamama hali, bir nevi durgunluk, beynin organlara hükmetmekte kararsız kaldığı bir an.
| İbrahim Bayraktar | SAVAK VERMEK | Suyun akışını başka bir yöne çevirmek, yönlendirmek.
Mecazi anlamda : Bir kişinin, kendisini takip eden bir başka kişiyi yanıltarak onun yanlış yöne gitmesini sağlamak, şaşırtmak. | İbrahim Bayraktar | SAVAK | Genellikle su değirmenlerine gelen suyun fazlasının değirmene girmeden farklı bir yoldan akıtılması amacıyla yapılan tahliye sistemi. | İbrahim Bayraktar | BEKETMEK | Bir şeyi kapatmak( Kapıyı beket) | ZEYNEL | HAMAYLI | İçinde çeşitli duaların bulunduğu, taşıyan kişiyi belalardan, musibetlerden ve her türlü kötülüklerden koruyacağına inanılan bir çeşit muska. | İbrahim Bayraktar | U-GADA | O kadar | yadigar Tezcano | ÇAYA GİTMEK | Kirli çamaşırlarının dere kenarlarında veya çeşmelerde yıkanması. | yadigar Tezcano | DEYHU | Şu veya karşıdakini göstermek amacıyla yapılan kafa veya elle yapılan işaret | Yadigar Tezcano | ALLASEN | Bir sözün gerçek olup olmadığının onaylanması anlamında kullanılan bir soru. "(Allasen) Allahını seversen doğru söyle" gibi... | yadigar Tezcano | CIMBILDAK | Davranışlarında sabit olmayan,değişken davranışlar gösteren. | Yadigar Tezcan | ÇENCİRE | Tencere | Mehmet Çelen | BELLEMEK | Bir şeyi öğrenmeye çalışmak. Ör: Çarpım tablosunu belledin mi? | İbrahim Bayraktar | BUBA | Baba | yigit | ÇÖKELEK | Hayvanlar aleminden sincap demektir.
| Yiğit DÜŞKÜN | KERKEZ | Bölgemizde kerkenez kuşuna verilen isim. | İbrahim Bayraktar | SAVUK | Durgun,sessiz sakin | SemraUzun | ÇABUCANAK | Hızla, acele ile yapılan iş. | Zekai YAĞSAĞAN | ZEREGADA | Azıcık, birazcık anlamında
örnek:zeregada git | Perihan Bayraktar | ŞELBET | Şekerle suyun karışımından oluşan tatlı su. | yadigar Tezcano | ÖRÜSGER | Rüzgara verilen isim | yadigar TEZCANO | TAKA | Eski, bozuk araçlar için kullanılan bir sözcük. | İbrahim Bayraktar | YAYNIKTIRMAK | Korkutmak, ürkütmek, uzaklaştırmak manasında kullanılan bir deyim. | İbrahim Bayraktar | ENDELEPÇİ | Dalevereci,düzenbaz.... | SemraUzun | ACİLİ BESTİL | Tahtaravalliye verilen ad. | İbrahim Bayraktar | YALAP ŞAP | Bir işin yarım yamalak ve özen gösterilmeden yapıldığını anlatmak için kullanılan bir deyim | İbrahim Bayraktar | ALAFLANMAK | Bir şeyin yanması, parlaması, alev alması. | Kökner | İNDÖÖ GÜN | Geçen gün | Kökner | İPLEMEMEK | Önemsememek, ciddiye almamak | ZEHRA ERBİL | SÖVMEK | Küfretmek | ZEHRA ERBİL | SÜNEPE | Giyim, kuşamına dikkat etmeyen,dağınık, hırpani bir şekilde dolaşanlar için kullanılan bir deyim | ZEHRA ERBİL | TENGERLEK | Yuvarlak | ZEHRA ERBİL | YERDEN BİTME | Kısa boylu kişiler için kullanılan bir deyim. | ZEHRA ERBİL | TECCE | Aceleci, sabırsız manasında kullanılır. | ZEHRA ERBİL | DEDE ÇÖREĞİ | Mayalı hamurdan yapılan bir çeşit çörek. Özellikle büyük çörek tavasında pişirilir. Çöreğin içi diğerlerine göre daha yumuşak olması sebebiyle yaşlıların ve çiğneme zorluğu çekenlerin kolaylıkla yiyebildikleri bir çörektir. | ZEHRA ERBİL | TORKUÇ | Kıyafetlerini üst üste giyinen, kaba saba görünüşlü | ZEHRA ERBİL | ZOTTUR ZOTTUR | Sorumsuzca gezip tozmak. | ZEHRA ERBİL | NEDİİ | Neden | ZEHRA ERBİL | HALT ETMEK | Beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir söz söylemek ya da davranışta bulunmak suretiyle olayları içinden çıkılmaz bir hale getirmek, kendisini veya diğer şahısları zor durumda bırakmak, gaf yapmak. | İbrahim Bayraktar | ŞARPA | Eşarp, baş örtüsü | ZEHRA ERBİL | MERTABANİ | Özellikle düğün ve benzeri kalabalıklarda kullanılan büyük bakır tabak | ZEHRA ERBİL | KUŞHANE | Kulplu tencere, hernekadar günümüzde karnı yarık veya benzeri yemeklerin pişirilmesinde kullanılıyorsa da bu ismi almasının asıl sebebi Osmanlılara dayanmaktadır. Osmanlı Padişahları için beslenen kuşlar, bu tencerelerde pişirilerek padişahlara ikram edildiğinden dolayı bu ismi almıştır. | ZEHRA ERBİL | DÜMENCİ | Yalan, dolanla işini yürüten. düzenbaz | ZEHRA ERBİL | SELE | Yaş söğüt dallarından örülüp, yayvan bir sepete benzeyen,dört tane sapı olan ve iki kişiyle taşınabilen genellikle saman, gübre ve benzeri şeyleri taşımaya yarayan araç. | ZEHRA ERBİL | AFİLLİ | Süslü giyinen, havalı anlamında kullanılır. | ZEHRA ERBİL | OCAK | Bazı cilt hastalıklarını okuyup, üfleyerek iyileştirdiğine inanılan kişilere verilen ad. | ZEHRA ERBİL | SAFRA | Herhangi bir konuda birlikte hareket etmek isteyen gruba, istenmeyen bir kişinin katılması durumunda grup üyelerinin bu kişinin katılmasından hoşnutsuz olduklarını ifade etmek için veya bu hoşnutsuzluklarını başkalarına anlatmak için kullandıkları bir söz.
Ör: Üçümüz birlikte gidecektik fakat .... kişide safra oldu. | İbrahim Bayraktar | DİLLEMEK | Başkaları hakkında konuşmak, dedikodu yapamak. | İbrahim Bayraktar | GÖN OLASI | Hayvanlara yapılan beddua | ZEHRA ERBİL | MAKAS ATMAK | Genellikle su havzalarındaki suyun dağılmasını önlemek ve belirli bir yerde toplamak amacıyla kazılan derin hendeklere verilen isim.
Zemini sulu olan arazilerin tarıma kazandırılması için kazılan hendekler de aynı adla anılır.
Bu sayede tarlaların yüzerinin kuru kalması ve ekili ürünlere zarar vermemesi yani su kesmesinin önüne geçilmiş olur.
Örneğin : Ötegeçenin büyük bir bölümü yılın belirli dönemlerinde fazla miktarda su aldığı için tarlaların etrafına derin hendekler kazılırdı, hernekadar son yıllarda yaşanan kuraklık nedeniyle hendeklere ihtiyaç duyulmasa da bu hendekler günümüzde de varlığını korumaktadır. Makaslar da bunun benzeri bir çalışmadır. Hemen hemen aynı görevi yapmaktadır.
| İbrahim Bayraktar | CALASKAR | İnsan gücünün yetmeyeceği ağırlıktaki nesneleri, zincir, halat veya benzeri bir cisme bağlayarak çark veya dişli bir makara yardımıyla yukarıya çekmek, aşağıya indirmek gibi amaçlarla kullanılan bir çeşit palanga (vinç, makara) | İbrahim Bayraktar | ABA | Kıldan örülmüş kalın kumaş ve bu kumaşdan yapılan elbise | İsmail SEZGİ | ABAĞINDAN | Aniden | İbrahim BAYRAKTAR | ABARİ | Şaşkınlık ifadesi | Yadigâr TEZCANOĞLU | ABAZA | Gözü dışarda olan. | Yadigâr TEZCANOĞLU | ABICA | Amca, babanın erkek kardeşi | Atılım TEZCANOĞLU | ABİDİK GUBİDİK | Saçma sapan işler | İbrahim BAYRAKTAR | ABU | Şaşma ve korku ünlemi abarii de denebilir | Kemal AKMAN | ACANS | Haberler | Rasim OKURSOY | ACAPLAMAK | Tenkit etmek | İbrahim BAYRAKTAR | AÇ BUĞDAY | Kuraklıktan dolayı tam gelişememiş, zayıf kalmış buğday tanesi | Kemal AKMAN | ADIM KESMEK | Yürümeye yeni başlayan çocukların sık sık tökezleyip düşmelerini önlemek amacıyla yapılan bir gelenek.
Not: Bu işlem genellikle ailenin tek kız çocuğu olan kişilere yaptırılması
adettendir. Bu kişi yeni yeni adım atmaya çalışan çocuğun hemen önünü bir çubuk veya benzeri şeyle çizerek yapar. Adımı kesilmeyen çocuğun sık sık düşeceğine inanılır.
| İbrahim BAYRAKTAR | AFİRMEK | Çalmak, alıp gitmek | İbrahim BAYRAKTAR | AFRA TAFRA | Fiyaka satmak, bir işi istemeye istemeye yapmak | İbrahim BAYRAKTAR | AFUR | Hayvanların saman, ot, yem ve benzeri şeyleri yemeleri amacıyla tahta veya betondan yapılan oluk | İbrahim BAYRAKTAR | AĞAÇ BALI | Erik ağacının gövde ve dallarından sıan reçine veya zamka verilen ad. | Kemal AKMAN | AĞDURMAK | Ağırlığın bir tarafta yoğunlaşması | Yadigâr TEZCANOĞLU | AĞIR ÇAR | Kadınların elbiselerinin üzerine giydikleri ipekli kumaştan yapılmış kapalı giysi. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AĞIR FİSTAN | Kadife kumaş üzerine sim işlenmiş elbise, bindallı | Yadigâr TEZCANOĞLU | AĞZINA KEŞKEK | Şaşkınlık ifadesi, hayrete düşmek, inanamamak | Yadigâr TEZCANOĞLU | AHACUK | İşte | Yadigâr TEZCANOĞLU | AHBAP | Yakın arkadaş. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AHİRET SUALİ | İnce ince sorgulamak. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AHMAK | Düşüncesiz, aptal | Yadigâr TEZCANOĞLU | AKÇA PAKÇA | Tertemiz, beyaz | Yadigâr TEZCANOĞLU | AKILDANE | Yol gösteren, kılavuzluk yapan, akıl hocası | İbrahim BAYRAKTAR | AKMAZ KOKMAZ | Kimseye yararı olmayan, kimseye yardım etmeyen, hiç bir şeye bulaşmayan kimseler için kullanılan bir deyim.
(Ör: Boş ver şunu akmaz kokmaz adamın biri.) | İbrahim BAYRAKTAR | AKUBAT | Avukat | Yadigâr TEZCANOĞLU | ALABURS | Çocuklarda saç tıraşı şekli | Yadigâr TEZCANOĞLU | ALACANLI | Ölmeye yakın, can çekişen | İbrahim BAYRAKTAR | ALAFLAMAK | Alevlemek, tutuşturmak. | Kemal AKMAN | ALAŞ | Sarışın,çilli olan kimse | Nilgün ŞANLI | ALATAVLI | Kurumaya yüz tutmuş | İbrahim BAYRAKTAR | ALAV | Alev | Yadigâr TEZCANOĞLU | ALGÖYNEK | Kızamık hastalığının halk arasındaki adı | İbrahim BAYRAKTAR | ALİMALLAH | Olabilecek işler ( Alimallah başına gelecekleri düşün.) | Yadigâr TEZCANOĞLU | ALLEM GULLEM ETMEK | Karmaşaya getirip karşısındakini kandırmaya çalışmak | İbrahim BAYRAKTAR | ALNININ ŞAKI | Alnının ortası, İki kaşın arası. | İbrahim BAYRAKTAR | ALTÜS PALTÜS | Tepe taklak | Sadık ŞANLI | ALUÇ | Kırlarda yetişen turuncu, sarı veya kırmızı renkli, ekşimsi bir tadı olan meyve, alıç | Yadigâr TEZCANOĞLU | AMANİN | Korku, dehşet, hayret, üzüntü ve sevinç bildiren, şaşkınlık ifade eden; kişinin yeni öğrendiği bir olay karşısında verdiği tepkiyi anlatmaya yarayan bir ünlem. Halk arasında AMANİN veya AMANIN olarak kullanılır. Ör: Amanın gız, ne zaman olmuş, hiç duymadım. | Kemal AKMAN | AMEL | Bağırsak bozukluğu, sürgün, ishal | Yadigâr TEZCANOĞLU | ANAY | Vay anasını, vay anam | Kemal AKMAN | ANAY VERAN ANAY | Bıkmak,usanmak anlamında kullanılır. | Yadigâr TEZCANOĞLU | ANAZUT | İkisi altta biri üste üç parmaklı ot veya benzeri şeyleri taşımaya yarayan alet | İbrahim BAYRAKTAR | ANGARE | Karşılık beklemeden yapılan iş, angarya | Yadigâr TEZCANOĞLU | ANGUT | Yeşil sarı yapraklarında küçük benekleri olan bir yelmük çeşidi | İbrahim BAYRAKTAR | ANIRMAK | Yüksek sesle bağırmak | Yadigâr TEZCANOĞLU | APAÇIK | Açık, ortada | Sibel ÖNAL | APAK | Tertemiz, bembeyaz | Yadigâr TEZCANOĞLU | APIŞ ARASI | İki bacak arası | Yadigâr TEZCANOĞLU | APIŞAK | Bacaklarını iki yana açarak yürüyen | Sadık ŞANLI | APIŞMAK | Beklemedik bir sonuçla karşılaşmak | İbrahim BAYRAKTAR | APTALA MALUM OLMAK | Bazı olayları önceden tahmin etmek. Önsezi | Yadigâr TEZCANOĞLU | AR DAMARI ÇATLAMAK | Utanmaz olmak | Rasim OKURSOY | ARAPPAZARI | Kabalama | İbrahim BAYRAKTAR | ARDILMAK | Bir tarafa kuvveti vermek. | Yadigâr TEZCANOĞLU | ARGAÇ | Hayvanların gecelemeleri için yapılan etrafı çevrili alan | İbrahim BAYRAKTAR | ARKASI KAVİ | Kendisini destekleyeni olan,variyeti iyi olan. | Yadigâr TEZCANOĞLU | ASLIN NE DE NESLİN NE | Sülalen belli sende onlardan birisin. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AŞ | Çorba | Yadigâr TEZCANOĞLU | AŞ İÇİNİN KARAÇUĞU | Her işi yapmaya kalkan. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AŞK MEŞK | Sevilerek yapılan işler. Gönül ilişkileri | Yadigâr TEZCANOĞLU | AŞNA FİŞNE | İki sevgilinin gizli gizli buluşması | Yadigâr TEZCANOĞLU | AVLA | Evlerin önündeki bahçe, avlu | Yadigâr TEZCANOĞLU | AVU | Zehir | Yadigâr TEZCANOĞLU | AVURT | Yüzün iki yanında bulunan yanaklar | İbrahim BAYRAKTAR | AVUZ | Doğum yapan hayvanın ilk sütü, ağız | Yadigâr TEZCANOĞLU | AYAK YOLU | Tuvalet, hela | Yadigâr TEZCANOĞLU | AYAKCA | Kısa boylu ekinlerin tırpanla biçilirken etrafa dağılmalarını önlemek için ayaklarına bağladıkları ot demeti ve tırpan biçme şekli. Normal tırpan biçme şeklinin tersi istikamette yapılır | Kemal AKMAN | AYAKLI | Merdiven | İbrahim BAYRAKTAR | AYAZ | çok soğuk rüzgar | Rasim OKURSOY | AYAZDA KALMAK | Açıkta kalmak | Rasim OKURSOY | AYER | Uyanık davranan, gözü açık | İbrahim BAYRAKTAR | AYGIR | Erkek üç yaşlı at | Yadigâr TEZCANOĞLU | AYGÖRDÜM | Çocukların karşı takım oyuncularını tanıma amaçlı oynanan oyun. | Yadigâr TEZCANOĞLU | AYI | Çocukların bir kırbaç ve ip sayesinde yerde çevirdikleri ucu sivri ağaç parçası oyuncak, topaç | Yadigâr TEZCANOĞLU | AYI KÜNÜ | Sinirle söylenen bir söz. Oturduğu yerden kalkmayan ve hiç kendini sıkmayan insanlar için söylenir | Rasim OKURSOY | AZDURUCU | Şeytan, Cin ve Peri gibi doğa üstü varlıkları tanımlayan genel ifade | Rasim OKURSOY | AZIK | Araziye giderken yemek için hazırlanan yiyecekler. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BADAL | Merdiven | Yasemin AKAR | BAĞIR | Sine, gögüs | Yadigâr TEZCANOĞLU | BAĞRI YANMAK | Üzülmek, Dertlenmek. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BAKALE | Bana bak, buraya bak, bir dakika anlamında bir deyim | İbrahim BAYRAKTAR | BAKIR BASMASI | Sıkıntı ve bunalma sonucu vücutta bozuk para büyüklüğünde kızarıklık şeklinde oluşan şişlik | İbrahim BAYRAKTAR | BAL | Erkek çocuklarının cinsel organına verilen bir isim | İbrahim BAYRAKTAR | BANDURMA | Yufka ekmek, yağ ve şeker şerbetiyle yapılan tatlı. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BARİ | Hiç olmazsa. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BASDAK | Merdiven | İbrahim BAYRAKTAR | BASMA | Kumaş | Yadigâr TEZCANOĞLU | BASTI BACAK | Kısa bacaklı bodur kimseler için kullanılan bir deyim | Yadigâr TEZCANOĞLU | BAŞ KİLİ | Saç yıkamada kullanılan toprak | Kemal AKMAN | BAŞI KAYISI | Başına bela olmak | İbrahim BAYRAKTAR | BAŞINA VURMAK | Yapılan bir hatayı kişinin yüzüne karşı söylemek, başına kakmak | İbrahim BAYRAKTAR | BAYIR | Yokuş | İbrahim BAYRAKTAR | BAYLİ | Bari, hiç olmazsa | Kemal AKMAN | BED BED | Boş boş, hin hin (Bed bet ne bakıyon) | Yadigâr TEZCANOĞLU | BEDEVRE | Dam veya çatılarda kiremit altına döşenen veya kiremit yerine döşenen kalın tahta. | Kemal AKMAN | BENAVA | Aptal, sapsal bön bön bakan | Hakime ÖNCÜ | BENCİLEYİN | Benim düşünceme göre | Yadigâr TEZCANOĞLU | BERHÜDAROL | Çok yaşa. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BERİ | Yakın | İbrahim BAYRAKTAR | BERİZ | Diyet, perhiz | Yadigâr TEZCANOĞLU | BERTİKMEK | Ağlayacak hale gelmek, hıçkırarak ağlamak. | Kemal AKMAN | BESDİL | Meyvelerin ezilip şırasının bezler üzerine serilerek kurutulmasından elde edilen yiyecek, pestil | Yadigâr TEZCANOĞLU | BESLEME | İhtiyaçları başkaları tarafından karşılanan yoksul, kimsesiz,
karın tokluğuna başkasının yanında çalışan kimse
| İbrahim BAYRAKTAR | BEŞŞARET | Çirkin | İbrahim BAYRAKTAR | BET BENİZ | İnsan suratının rengi. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BETER | Çok kötü | Yadigâr TEZCANOĞLU | BEYHÜDA | Boştan yere, boşu boşuna | Rasim OKURSOY | BILDIR | Geçen sene | İbrahim BAYRAKTAR | BINGIL BINGIL | Etine dolgun | Yadigâr TEZCANOĞLU | BINGILDAK | Hayvanların çene ve boyun altındaki fazla etler. Yeni doğan bebeklerin kafatasında bulunan yumuşak bölge | Yadigâr TEZCANOĞLU | BITIRAK | 1- Çoban köpeklerinin boynuna takılan demir tasma. 2- Tarlalarda yetişen küçük üzeri dikenli bir ot. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BIZALACI | Hamile inek | İbrahim BAYRAKTAR | Bİ GADİM EVVEL | Bir an önce | Yadigâr TEZCANOĞLU | Bİ GAYRAGGIN | Boş yere, boşu boşuna | İbrahim BAYRAKTAR | Bİ GIRUK | Birazcık, azıcık.
(Ör: Bigıruk ekmek kalmış) | İbrahim BAYRAKTAR | Bİ HAMLA | Çabucak | İbrahim BAYRAKTAR | Bİ KOLAY TAKMAK | Bir sorun karşısında çözüm yolu bulmak. | Yadigâr TEZCANOĞLU | Bİ MAĞFİR | Bir süre | İbrahim BAYRAKTAR | Bİ NEBZE | Çok az. | Yadigâr TEZCANOĞLU | Bİ YOL | Bir defaya mahsus, bir kere | İbrahim BAYRAKTAR | BİREMLEMEK | Toplamak, bir araya getirmek, destelemek, gurup gurup ayırmak | İbrahim BAYRAKTAR | BİŞLEĞEÇ | Sacda pişirilen ekmek ve benzeri şeyleri çevirmek için ağaç veya metalden yapılmış araç | İbrahim BAYRAKTAR | BOĞUŞMAK | İki kişinin kavga etmeden şaka yollu itişip katışması. güreş | Rasim OKURSOY | BOKKURU | Çok emek harcanmasına rağmen ipe sapa gelmeyen ve hiçbir anlamı olmayan saçma sapan işleri tanımlar | Rasim OKURSOY | BOKLU ÖRME | Şımarık, sırnaşık, yapışkan | İbrahim BAYRAKTAR | BOKLUK | Hayvan tersinin çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere toplandığı yer | İbrahim BAYRAKTAR | BORÇ HARÇ | Alış verişi veresiye yapmak. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BORUMBOK | Çok beter, çok berbat iş | Rasim OKURSOY | BOSTAN KORKULUĞU | 1- Görevini yapmayan. 2- Bostanları korumak için yapılan insan şekli. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BOSU | Ev veya ahırlarda çatı altına yatay olarak konulan ve çatının yükünü taşıyan kalın ve uzun ağaç | İbrahim BAYRAKTAR | BOY PORS | Uzun boylu. (Boylu porslu) | Yadigâr TEZCANOĞLU | BOYU DEVRÜLESSİ | İntizar, beddua.. ölsün anlamında | Rasim OKURSOY | BOYUNDURUK | Öküz ve mandaların çift sürmek veya yük taşımak amacıyla kullanılması sırasında boyunlarına takılan ağaçtan yapılan alet | İbrahim BAYRAKTAR | BOZ | Ekin ekilmemiş tarla | İbrahim BAYRAKTAR | BOZUK PLAK | Kafa şişirme. Çok sıkma. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BÖCÜ BÖCÜ BAKMAK | bebeklerin gözlerini açarak etrafındakilerini incelemesi | Rasim OKURSOY | BÖDELEK | İç organlar | İbrahim BAYRAKTAR | BÖĞELEK | Genellikle hayvanlara musallat olan yeşil renkli,
arı büyüklüğünde sinek, at sineği
| İbrahim BAYRAKTAR | BÖĞÜN | Bugün | Nilgün ŞANLI | BÖĞÜR | Bedenin her iki yanı, kaburgaların alt tarafı | İbrahim BAYRAKTAR | BÖĞÜR OLMAK | Bebeklerin her iki yanında hamlamadan dolayı oluşan ağrı | İbrahimBAYRAKTAR | BÖRTMEK | Islanmak, haşlanmak, uzun süre suyun içerisinde kalması
nedeniyle suda kalan kısımların gevşemesi, şişmesi
| İbrahim BAYRAKTAR | BÖRTÜ BÖCEK | Değişik küçük canlılar. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BULAŞMAK | Her şeye karışmak, burnunu her işe sokmak | Kemal AKMAN | BULGUR GEMİSİ | Dolu yağacağını gösteren bulutlar. | Yadigâr TEZCANOĞLU | BURGU | Ahşap cisimlere delik açmak amacıyla kullanılan sert demirden yapılan bir araç, (matkap) | İbrahim BAYRAKTAR | BUT | Kalça | Yadigâr TEZCANOĞLU | BUYMAK | Üşümek | Yadigâr TEZCANOĞLU | BÜRGÜ | Başörtüsü | Yadigâr TEZCANOĞLU | BÜZÜK | Kızıldığında çok yaşlı kadın veya kocakarılar için söylenir | Rasim OKURSOY | CAFCAFLI | Süslü, parıltılı, dikkat çekici (Ör. Bu çocuk da çok cafcaflı giyiniyor.) | İbrahim BAYRAKTAR | CAĞ | Yüksek yerlere ulaşabilmek amacıyla kullanılan uzun ağaç dalı
| İbrahim BAYRAKTAR | CAMBAZ | Akrobot | Yadigâr TEZCANOĞLU | CAMBUL CUMBUL | Hiç bir önlem almadan bir işe girişme | İbrahim BAYRAKTAR | CAN HAVLİ | Ölüm korkusu. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CANAVAR | Kurt | Rasim OKURSOY | CANEVİ | En çok dayanıklılık gösterilen nokta. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CANI CERESİ KALMAMAK | Yorgunluk yada hastalık dolayısıyla takatinin kesilmesi, yorulması dinlenme ihtiyacı hissetmesi | İbrahim BAYRAKTAR | CANI ÇIKASSI | Ölmesini istemek. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CANI KAYISI | İnsanın başına kötü bir şey gelmesinden korkması, canından endişe duyması | İbrahim BAYRAKTAR | CANINA GARIM OLSUN | Hayırını görme. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CARA | Sigara | Rasim OKURSOY | CARILTI | Yaygara,gürültü, patırtı. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CART CURT | Atıp tutma, gelişi güzel konuşma | Yadigâr TEZCANOĞLU | CARTDAK | Aniden. (Ağzını cartdak yırtarım.) | Yadigâr TEZCANOĞLU | CASCAVLAK | Çırılçıplak | Yadigâr TEZCANOĞLU | CER | Bağış yada yardım maksadıyla verilen giysi | İbrahim BAYRAKTAR | CIBIR | Çıplak | İbrahim BAYRAKTAR | CICIĞINI ÇIKARMAK | Çok yorulmak. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CIDAĞI | Açık iltihaplı yara | İbrahim BAYRAKTAR | CIGGADAR | Azıcık | İbrahim BAYRAKTAR | CILGA | Patika | Yadigâr TEZCANOĞLU | CILGIYASSUZ | Şımarık | Rasim OKURSOY | CIMCIVIK | Çok cıvık | Sibel ÖNAL | CIN ÇIFIT OLMAK | İstemediği bir sonuç karşısında sinirlenmek, canı sıkılmak, morali bozulmak | İbrahim BAYRAKTAR | CIRCIR | Fermuar | Yadigâr TEZCANOĞLU | CIRLAK | Çok bağıran, ince sesli | Yadigâr TEZCANOĞLU | CIZLAĞAN | Isırgan otu | Mustafa ÇİL | CİBİLLİYETSİZ | Ahlaksız ,soysuz. | Yadigâr TEZCANOĞLU | CİCİK | Oyuncak | Yadigâr TEZCANOĞLU | CİMBELEK | Küçücük, minicik | İbrahim BAYRAKTAR | CİMBİL CİMBİL | Şaşkın şaşkın gözünü açarak bakmak | Rasim OKURSOY | CİNBÜZÜK | Huysuz, çekilmez | Rasim OKURSOY | CİNGAN | Çingene, geçimsiz | İbrahim BAYRAKTAR | CİNSİ BOZUK | Ahlaksız bir soydan gelen | Yadigâr TEZCANOĞLU | CİRPİDEN | Birden bire, aniden (Ör. Su cirpiden kesildi.) | İbrahim BAYRAKTAR | |