| Gönderim Tarihi: 22 Ocak 2011 00:55:05 |
|
![]() |
Merhabanın Hatırı |
|
|
Merhabanın Hatırı
Toprak temizdi.
Gökyüzü ve hava temizdi. Bize sundukları da. Biz de temizdik.
Pazardan peynir almak risk değil, sokak satıcıları dosttu. Onlarla selamlaşıyorduk.
Merhabanın hatırı vardı.
Hijyen,
kalite ve garantinin belgesi işte bu merhaba idi. Sütçümüz,
yoğurtçumuz, sebzecimiz vardı. Hal hatır sorduğumuz, hangi zeytinden
hoşlandığımızı bilen, iyi peynirden bizi haberdar eden bakkalımız vardı.
Şimdi.
Şimdi potansiyel tehlike olarak görüldüğümüz ve üstümüz arandıktan
sonra girdiğimiz süper marketlerin on binlerce çeşidinin arasında
"merhaba"dan mahrum alış veriş yapıyoruz.
Labirentin içinde raflarda şekiller, mesajlar ve imajlar var.
Reklamlar
bizi zaten kodlamıştır önceden; algılıyor ve alıyoruz. İsminin başında
hiper, süper ve mega gibi sıfatların bulunduğu mağazalarda, oraya ne
kadar çok giderseniz gidin, güvenlik görevlileri, reyon sorumluları ve
kasiyerlerle muhabbet kuramazsınız. Market arabalarıdır orada size en
çok tanıdık gelen.
İnsan bazen laf atmak ister "işler nasıl
gidiyor" veya "hayırdır bugün sol ön tekerin gıcırdıyor" diye. İnsanın
hayatında kalabalıklar çoğaldıkça, yalnızlıklar da çoğalıyor.
Bakkalların gidişiyle, sokakların ruhu da gitti.
Ve lezzetler de
gitti. Yılın on iki ayı muhteşem görüntüsüyle arzı endam eyleyen sanal
domatesler gibi. Domates mevsimini kaybettiği günden beri, çok şeyi
kaybettik. Halbuki domates önemlidir. Mevsimi bittiğinde gidişine
üzülmek, yokluğunda özlemek zamanı geldiğinde kavuşmaya sevinmek çok
önemlidir. Kokusu çok önemlidir. Yöresi ve lezzeti de. Her yöre bir
başka domates, bir başka domates lezzeti demektir. Artık yörenin adı;
sera.
Sadece domates mi? Ekmek mesela. Ekmek, ekmek gibi
kokmuyor. "Bir dilim ekmek" anlamını yitirdi. Ekmeği kesemiyorsunuz.
Gerçek bir dilim gibi bir dilim çıkmıyor. Vitaminlerle şişirilmiş, kuş
gibi hafif ve lezzetsiz.
Çay mesela. Çay, çay gibi kokmuyor.
Seylanla Türk çayını, tomurcukla çay çiçeğini karıştırarak formüller
üretiyor ve telef oluyoruz.
Evet. Şimdi, brokoliyle tanıştık, dört mevsim domatesle ve daha neler neler.
İmkanlar
arttı, çeşitler arttı. Şimdi herşey her zaman var. Ama bu hengamenin,
bu hayat düzeninin neticesi hamburgerle başbaşa kalışımızdır.
Şimdi herşey, her zaman var ve her şey kıymetsiz.
Bir
süper marketten alışveriş yapmaya çalışmak, sevdiğiniz birini
bulamayınca telesekretere not bırakmak gibi aslında. İkisinde de
muhatabınız yok, içinizden konuşursunuz; sizi duyan olmaz.
Bu çağın cilvesi herhalde. Kalabalıkların içinde yalnızlığı yaşamak ve bundan keyif almaya çalışmak.
Ama vakumlu, dondurulmuş, hijyenik ve ambalajı güzel hayatımızda eksik bir şeyler var.
Önemli bir şeyler.
Domatesin tadı gibi. Merhabanın hatırı gibi... |
|