|
Makaleyi Yazan |
Makale İçeriği |
|
|
|
|
| Tahir Kanlıkuyu |
| çankırı |
| YENİ ÜYE |
 |
|
- Üyelik tarihi : 01 Şubat 2010 10:54:08
- Adı Soyadı Tahir Kanlıkuyu
- Açtığı Konu : 0
- Yazdığı Cevap :
- Puanı:
- Toplam Girişi: 662
- Ettiği teşekür
- Edilen Teşekkür
- Aktiflik:
 
- Seviye:
 
- Deneyim:
 
- Başarı:
 
|
| Gönderim Tarihi: 30 Mart 2010 22:26:47 |
|
|
|
Eşekli Kütüphaneci
Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İade Sandığı” yazar.
Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.
Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar: “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.
Girişimcilik ne biliyor musun?
- Bulunduğun yere yenilik katmalısın.
- Mutlaka adım atmalısın.
- Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş.
- İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.
[Linkleri sadece üyeler görebilir! Üye Olun veya Giriş Yapın]referrelative="t" o:spt="75" coordsize="21600,21600">
[Linkleri sadece üyeler görebilir! Üye Olun veya Giriş Yapın]referrelative="t" o:spt="75" coordsize="21600,21600">
[Linkleri sadece üyeler görebilir! Üye Olun veya Giriş Yapın]referrelative="t" o:spt="75" coordsize="21600,21600">

|
| Tahir |
| 1790 Defa Okundu. |
|
Paylas |
|
|
|
|
|
|
|
Yorumu Yazan |
Yorum İçeriği |
|
|
|
|
| Gönderim Tarihi: 01 Nisan 2010 15:08:14 |
|
|
|
| Bİ TANEDE BİZİM KÖYE LAZIM BU MUSTADA AMCADAN ... |
| "Bir sevdadır ATKARACALAR..." |
|
|
|
|
|
|
|
Yorumu Yazan |
Yorum İçeriği |
|
|
|
|
| İbrahim Bayraktar |
| İbrahim Bayraktar |
| YÖNETİCİ |
 |
|
- Üyelik tarihi : 08 Mayıs 2003 09:46:59
- Adı Soyadı İbrahim Bayraktar
- Açtığı Konu : 88
- Yazdığı Cevap : 1004
- Puanı: 18706
- Toplam Girişi: 16111
- Ettiği teşekür
- Edilen Teşekkür
- Aktiflik:
 
- Seviye:
 
- Deneyim:
 
- Başarı:
 
|
| Gönderim Tarihi: 07 Ocak 2011 11:39:26 |
|
|
|
Fatih, "birtanede bizim köye lazım bu Mustafa amcadan" demişsin. İyi demişsin de zaten bir tane de bizde vardı. Ancak, bizim insanımız kendi içinden çıkan ne olursa, hangi mevkiide olursa olsun değer vermez, elinden gelse bir kaşık suda boğar. Tıpkı İlçe Oğuz Halk Kütüphanesinde olduğu gibi.
Rahmetli babam Mustafa Bayraktar, belki Nevşehir'li kütüphaneci gibi eşek sırtında dolaşmadı ama zor şartlarda ve onlarca engellemeye rağmen, üstelikte 1969-70'li yıllardan başlayıp kütüphanenin resmi açılış tarihi olan 1977 yılında kadar geçen süre zarfında rahmetli Abdülhalim Oğuz Hocanın yanında hiç bir beklentisi olmadan yalnızca kütüphanenin ayakta kalması, daha sonraki dönemde ise mesai kavramı gözetmeden, diğer memurları gibi mesai bitiminde kapısını kilitlemeyip gitmek yerine öğrencilerin işi bitinceye kadar onlarında başında bekleyerek kütüphane memurluğu yaptı.
Belki bir çok kişi farkında bile değildi ama o, gecenin saat 10'unda, 11'inde kapıya gelen öğrencilerin ödevlerinin gecikmemesi, eğitimlerine zarar gelmemesi için kütüphaneyi açıp, üstelik üşümesinler diye sobalarını yakarak ödevleri bitinceye kadar başlarında beklediğini bugün gibi hatırlıyorum.
Türkiye'nin bir çok ilçesinde dahi kütüphane yokken, henüz kasaba konumundaki Atkaracalar'a açılan kütüphanenin hangi zor şartlarda kurulduğunu başka bir yazıda detaylı olarak açıklamıştım o nedenle burada tekrar etmeyeceğim, merak edenler [Linkleri sadece üyeler görebilir! Üye Olun veya Giriş Yapın]http://www.atkaracalar.com/makale-39-Oguz_Halk_Kutuphanesinin_Tarihcesi.html adresinden ulaşıp, okuyabilir.
Ancak kütüphanenin açılması, resmi olarak kütüphanede görevlendirilmesinden sonra da kütüphaneciliğin ve kütüphane bilincinin yerleşmesi, özellikle kendi binasının çeşitli entrikalarla yıkılmasından sonra kalıcı bir kütüphane binasına kavuşması için verdiği çabaları görmeyen, hatta "RESMİ OLARAK AÇILMIŞ BİR KÜTÜPHANEYE DESTEK OLMAK YERİNE" alternatif bir kütüphane ve sözüm ona müze açarak, (kapısında 24 saat kilit bulunan bir odaya ne kadar kütüphane veya müze denilirse) resmi kütüphaneyi ortadan kaldırmak için çaba gösteren, kendini idareci zanneden bir çok kişinin, bir çok konudaki engellemelerine, başka bir yere tayinini çıkarmak için defalarca şikayette bulunmalarına rağmen, emekli oluncaya kadar yılmadan usanmadan gösterdiği maddi, manevi çabalar ne yazıktır ki hiç ama hiç göze görünmüyor.
Kimse farkında bile değil ama büyük çabalar neticesinde ATKARACALAR'a yapılmak üzere arsası tahsis edilip, ödeneği ayrılan kütüphane binası, bugün BAYRAMÖRENDE arzı endam ediyor. Üstelik de okuyucusu ve öğrencisi olmadan.
Kimse Nevşehirdeki gibi bir muamele beklemiyor ama en azından yapılanların gözardı edilmemesini, emeği geçenlerin hatırlanarak, "Allah, sebep olanlardan razı olsun," denilmesini bekliyor.
Ne yazık ki yapılanlar ve yapanlar çok çabuk unutuluyor, bu tür vefasızlıklar da insanı üzüyor.
|
| “Bir neslin kaderini, bir evvelki nesil tayin eder.”
Yazı ve konuşmalarımızda Türkçe terimler kullanarak çocuklarımıza iyi örnek olalım. (İbrahim BAYRAKTAR) |
|
|
|
|
|
|
|