|
Makaleyi Yazan |
Makale İçeriği |
|
|
|
|
| Gönderim Tarihi: 04 Ocak 2011 09:20:23 |
|
| Teknoloji Gelişirken Biz Değişiyor muyuz ? |
|
|
|
TEKNOLOJİ GELİŞİRKEN BİZ DEĞİŞİYOR MUYUZ ? Nurullah ÖZTÜRK
Zeynel ÖZÇELİK ağabeyin “Amcamın ardından” yazısını okuduğumda rahmetli Ömer amcayı tanıdığım kadarıyla geçmişe dönük düşüncelere dalarken çocukluğumda yaşadığım ve hacdan geldiği yıl kendisine de anlattığım bir anımı paylaşmak istedim.
Çocukluğumda karlı bir kış günü Hamza ağabeyimin hadi üzerini giy seni televizyon seyretmeye götüreyim dediğinde şaşkın bir şekilde yüzüne bakarak televizyonun ne demek olduğunu anlamadan üzerimi giyinip çıktım. Elimden tuturak beraberce çarşıya doğru yürürken ağabeyimin televizyon seyrettireyim demekle ne demek istediğini anlamaya çalışsam da bir anlam veremedim.
Köprüyü geçip çarşıya yaklaştığımızda aklıma daha önceleri olduğu gibi Hakkı Türedinin dükkanına gidip akide şekeri veya kaymaklı bisküvi alarak eve geri getireceğini düşündüm ve sevinçle daha hızlı yürümeye başladım. Eski postane binasının önünden kaldırıma çıktığımızda kalabalık bir grubun bir dükkanın camından ve kapısından içeriye bakmak için mücadele ettikleri içeriden çıkanların yerine başkalarının girdiği bir ortamda ne olup bittiğini anlamadan bir müddet dışarıda bekledikten sonra kahvehane olduğunu anladığım.
Cami tarafındaki kapıdan içeri girdik ilerleyip sağ tarafta ortadan yarım şekilde duvarla ayrılmış olan bölüme geçerek bir sandalye bulup oturduğumuzda meraklı gözlerle etrafı süzerken sandalyelerin sıra sıra dizilerek herkesin pür dikkat bir noktaya baktığını fark ettiğim. Karşımdaki duvarda gördüğüm daha sonra evde anlattığım şekliyle ışıklı bizim radyodan daha büyük camlı bir kutu, ekrandaki görüntüyü fark ettiğimde şaşkınlığımın verdiği merakla daha iyi görebilmek için ayağa kalktığımda elinde çay tepsisi ile yanımıza yaklaşan (Rahmetli) Vedat AKTAŞ "evet beyler çaylar geldi" diye bağırması ile yerime oturdum. Hamza ağabeyim çayını alırken "Vedat abi bizim oğlana da bir oralet getiriver" demesiyle bir müddet sonra oraletle gelen Vedat abi "sana torpilli oralet üç şekerli dökmeden iç" diye tembihleyerek gitti.
Tekrar televizyona bakarak anlamaya çalışırken birden televizyon kapandı bir uğultu ile ışıklar gitti , İsmet Paşadan gittiyse zor gelir söylentileriyle kahvehanede bulunanların yarısı boşalırken televizyonun önünde duran biri "fişini çekin televizyonu yakarsınız" diyerek televizyonun fişi çekilmiş bir müddet bekledikten sonra ikinci oraletimi içerken kahvehanenin lambalarının yanmasıyla herkes bir acele telaş içinde bulduğu boş sandalyeye oturdum.
Televizyon tekrar açıldı.İçeride bir sessizlik, televizyonda jimlastikci bir kız üçlü barfiks direkleri üzerinde jimlastik hareketleri yapmakta. Kahvehanede bulunanlar ve arkamızdaki camdan içeri bakan gençler ile gördüğümüz estetik hareketleri hayretle izlerken karşımda üzerinde siyah pardüsü başında Kastamonu kasketiyle içeri giren rahmetli Ömer ÖZÇELİK arkaya doğru ilerleyerek "bu ne oğlum çoluk çocuk camdan bakıyor şu perdeleri örtün ayıp, çoluk çocuğun ahlakı bozulacak" demesiyle camdaki kalın perdeler arkadakiler tarafından hemen kapatıldı. İçeridekiler tarafından Ömer amcanın haklı olduğu, kolları bacakları açık kızdan başka yayınlayacak bir şey bulamadılarmı gibi serzenişler devam ederken rahmetlinin abime seslenerek "Hamza davarları suya çıkarma vakti geldi sen daha oturuyorsun, bu çocuğun burada işi ne hadi gidelim" diyerek beraberce dışarı çıkıp eve kadar karışık düşüncelerle gördüklerimi anlamaya çalışsamda tam manası ile işin sırrını kavrayamadan ilk gördüğüm televizyonun çoçukluğumdaki bir anısı olarak kalmıştır.
Tahminin 1974-1975 yılında çocukluğumdaki o günden günümüze teknolojinin ne kadar geliştiği, evimizin içindeki TV, kablolu kablosuz uydu yayınları, cep telefonu, çağın vazgeçilmezi bilgisayar, kredi kartları vs. araçların doğru kullanılması halinde insanlığa faydası tartışılmaz.
Evimizin içinde veya başka ortamlarda kolayca ulaşabileceğimiz, takibinde bile zorlandığımız sürekli gelişen teknoloji ürünlerinin bilhassa gençlerimiz tarafından değişik amaçlarla yanlış ve zararlı kullanılması halinde toplumların olumsuz olarak etkilendiği de bir gerçek.
Yukarıda anlattığım anımda kahvehanede televizyon seyredenlerin erkekler olduğu bir ortamında jimlastikci bir kızın görüntüsünden rahatsız olan bir toplumun bugün evlerinde aile ortamında kıyaslanmayacak şekildeki Siyonist ürünü olan şu kadar oskar ödüllü diye gösterime giren yabancı filmler, internet ortamında kolayca erişilebilen ahlaki olmayan görüntüler, kültürümüzde bağdaşmayan noel kutlamaları vb. proğramların seyredilmesinde bir yadırgama, ayıplama, uyarı ve engellemenin yapılmaması, düşündürücü değilmi?
Acaba sinsi bir oyunun içerisinde toplum olarak yozlaştırılmak mı isteniliyoruz? Aile reisleri olarak geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimize kendi öz benliğimiz olan ahlaki değerlerimizi, örf, adet ve ananelerimizi yeterince verebildik mi?
Atkaracalar’ın 15-20 yıl öncesini hatırlayanlar, rahmetle andığımız aksakallı bilge insanları hafızasında canlandırdığında her fırsatta sohbetlerinde gençlere yazılı olmayan ama toplumun benimseyerek sahip çıktığı ahlaki değerleri ve önemi tartışılmaz kurallardan bahsederek ağaç yaşken eğilir misali gelecek nesilleri mütevazı yaşantıları ile kollar gözetir, yeri geldiğinde ikaz etmekten kaçınmazlardı.
Örnek olarak gelenek halini alan arefe günü toplu mezarlık ziyareti, bayram sabahları cami önündeki bayramlaşma ve Atkaracalar’da bir cenaze olduğunda herkes seferber olup, defin gerçekleştirilir o gün kimse kahvehanelerde oyun oynamaz, yabancı veya haberi olmayanlar oyun oynamak istese bile kahvehane sahibi ikaz ederek oyun kurdurmaz. Televizyon açılmaz, sazlı sözlü düğün nişan vs. eğlenceler ileri bir tarihe ertelenir Rahmetli olan kişiye ve yakınlarına saygıda kusur edilmez.
Bu tür onlarca konunun olduğu bir gerçek, toplum olarak dünya telaşı ile nereye gidiyoruz? bir, iki nesil sonra öz benliğinden ve köklerinden koparılmış bir toplum mu yaratılacak, yoksa gelecek nesillerin kendi kültürü ile yetişmesi, herkesin üzerine düşeni yapması için bir çaba sarf edilecek mi?
İstisnaların kaideyi bozmadığı gibi bu kültürle yetişmiş maneviyatı maddiyatın önünde tutan kültüründen, örf, adet ve geleneklerinden taviz vermeyen, Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan Atkaracalar sevdalılarını tenzih ederim. Toplum olarak asgari müşterek şartlarda fikir birliği yapabildiğimizde her şeyin daha güzel olacağı duygu ve düşüncesiyle teknolojiyi verimli kullanalım ve kullandıralım. Bütün ölmüşlerimize Allah Rahmet eylesin.
|
| "Bir sevdadır ATKARACALAR..." |
| 1200 Defa Okundu. |
|
Paylas |
|
|
|
|
|
|
|
Yorumu Yazan |
Yorum İçeriği |
|
|
|
|
| İbrahim Bayraktar |
| İbrahim Bayraktar |
| YÖNETİCİ |
 |
|
- Üyelik tarihi : 08 Mayıs 2003 09:46:59
- Adı Soyadı İbrahim Bayraktar
- Açtığı Konu : 88
- Yazdığı Cevap : 1004
- Puanı: 18706
- Toplam Girişi: 16111
- Ettiği teşekür
- Edilen Teşekkür
- Aktiflik:
 
- Seviye:
 
- Deneyim:
 
- Başarı:
 
|
| Gönderim Tarihi: 04 Ocak 2011 11:42:34 |
|
|
|
Bugün evimizin bir parçası olan hatta bırakın bir tanesini hemen her odada farklı bir modelinin bulunduğu, elimizde kumanda sıradan bir araç gibi gördüğümüz televizyonun ne kadar ilgi çetkiğinin ve ailenin bir ferdi gibi içimeze girişinin çok belirgin ve dramatik bir anlatımı olan yazıyı paylaşarak ve o günleri tekrar yadettirdiği için Nurullah'a teşekkür ediyorum.
Kahvehaneye ilk televizyon geldiğinde hepimiz kahvehanelerin camına yapışıp gece yarılarına kadar göz ucuyla televizyon izliyorduk. Bugünkü gibi kesintisiz yayınlar yoktu, belirli saatler arasında ve kısıtlı yayınlar yapılıyordu. Muhammet Ali'nin boks maçını izlemek için sabahlara kadar sokakta dolanıp, üstelik de büyüklerden sopa yemek pahasına televizyon izlemenin bir heyecanı yok muydu? Elbette ki vardı.
Gerçekten de televizyon dünya için bir dönüm noktasıydı. Düşünebiliyor musunuz? Bir insan dünyanın her hangi bir yerinden hemen her yere sesini ve görüntüsünü duyarabilecek, milyarlarca insana bir anda hükmedebilecek bu müthiş bir şey! Bu teknolojinin iyi amaçlı kullanılabildiği gibi kötü amaçlı ya da belirli bir amaca yönelik kullanılmasıda mümkün. Bir insana kırkgün deli dersen, kendini deli zanneder ve deli diye seslenince ilk o dönüp bakar. bizimki de o misal yıllardır televizyonlarımızda sürekli aynı konuları işleyen, adeta birilerini masum, mağdur gösteren diziler, belgeseller, haberler yayınlanmakta ve bu işler televizyon sayesinde hemen her evin en mahrem köşelerine kadar ulaşmaktadır. Şunu diyebilirsiniz; herkes her şeyi izlemek zorunda değil, elbetteki bu konuda bir zorlama yok. Ancak reklam araçları o kadar etkili ki, insana o kadar cazip geliyor ki, bir defa olsun dönüp bakmaktan insan kendisini alamıyor. Bu işlerde reklam ve insanların ilgisini çekmek ve insanları belirli bir noktaya çekmek çok zor değil. İnsanlarımızın zayıf noktalarını kullanarak onları istedikleri kıvama getirip, istekleri zemine rahatlıkla çekebiliyorlar.
Yıllardır içimizde olan misyonerler, misyonerlik faaliyetlerini biraz da içimizdeki hainlerle birlikte çok güzel yürütüyorlar. Televizyonlar da bu faaliyetlerin bir parçası ve önemli bir parçası.
Bizim filmlerimizde görünen din adamları herne hikmetse hep üçkağıtçı, düzenbaz, sahtekar tipleri canlandırken, yabancı menşeili yayınlarda din adamları en güvenilir kişiler olarak lanse edilmektedir. Bizim filmlerimizde bir tek cami karesi görünmezken, çocuklarımıza izlettirdiğimiz çizgi filmlerde kiliseler, rahipler ve onların yaşantıları en ayrıntılı ve abartılı bir biçimde işlenmektedir. Çocuklarımızın her şeyi detayına kadar izlediği ve her şeyi bir teyp gibi hafızasına kaydettiği dönemlerde bizler, bu tür yayınları izlettiriyoruz. Onların hafızalarını bu tür yayınlarla doldurmalarına müsaade ediyoruz. Üstelik de bu olaylara gülüp geçiyoruz. Hiç birimiz çıkıp ta "Yahu! Bizim din adamlarımızın hepsi sahtekar mı, üçkağıtçı mı? Niye bizim örf ve adetlerimizi anlatan yayınlar yapılmıyor?" diye sormuyoruz.
Bugün bir çoğumuzun yakından takip ettiği "Moda" da aynı şekilde bir dayatma değil midir? 70'li yılların modası olan "İspanyol Paça" denilen geniş paçalı pantolonlar, aradan 30 sene geçiyor bir bakıyorsunuz yine moda olmuş. Ya da kadınların giydiği etekler, boyları her yıl santim, santim kısalır veya uzar. Geçmişte diz altını bile yadırgarken aradan geçen yıllar o kadar alıştırır ki geçmişte istemediğiniz, bir çok şeyi hoş görür hale gelirsiniz.
Bu konu uzayıp gider, sonuç olarak bizler kendi öz benliğimizi koruyamadığımız, çocuklarımıza ahlaki ve dini bilgileri yeterince veremediğimiz sürece bu tür oyunlara alet olmaya ve o kişilerin elinde oyuncak olmaya devam ederiz. |
| “Bir neslin kaderini, bir evvelki nesil tayin eder.”
Yazı ve konuşmalarımızda Türkçe terimler kullanarak çocuklarımıza iyi örnek olalım. (İbrahim BAYRAKTAR) |
|
|
|
|
|
|
|