Eğitimci; eğitmeli, öğretmeli, yönlendirmeli, eğriyi, doğruyu göstermeli daha da önemlisi kendinden sonrakilere bir eser bırakmalıdır.
Örnek eğitimciden yola çıkarak size iki farklı eğitimci portresi çizmek istiyorum. Hem de yaşamlarından ve yaptıklarından örnekler vererek.
Hafta sonu Atkaracalar’ı ziyaret ettiğimde birkaç arkadaş sohbet ederken bir babanın isyanına şahit oldum.
Çocuğunun meslek lisesi son sınıfındayken okulu bıraktığını üstelikte tek dersten başarısız olması nedeniyle okulu terk etmek zorunda kaldığından bahsediyordu. Ayrıca memleketimizin “YERLİ”si bir öğretmene, bir idareciye gidip yardım istemesine ve yalvarmasına rağmen hiçbir yardımda bulunmadıklarından bahsediyordu. Babanın hali içler acısıydı.
Şimdi de ikinci bir eğitimci modelinden örnek vermek istiyorum.
Hani Türk milleti olarak özümsediğimiz, bağrımıza bastığımız her önümüze sunulduğunda zevkle izlediğimiz “Hababam Sınıfı”nın cefakar, fedakar “Mahmut Hoca” tiplemesi var ya, en az onun kadar, hatta ondan çok daha özverili bir eğitimciden bahsetmek istiyorum. Bu eğitimci, Çankırı’nın yetiştirdiği ender insanlardan birisidir. Eğitimciliğinin yanında siyasi yaşamıyla da farklı bir şahsiyettir. Çerkeşli Hasan Çelen’den bahsetmek, iyi bir eğitimcinin öğrenci üzerindeki etkilerini ve sonuçlarını dile getirmek istiyorum.
Çankırı’nın küçük bir nahiyesinde ortaokulu bitirip, kurtlar sofrasından pay kapma mücadelesine giren fakat bu mücadelede başarılı olamayan bir öğrencinin hayatında önemli bir mihenk taşıdır.
Atkaracalar’da ortaokulu bitiren bu öğrenci lise eğitim için Çankırı’ya gider. Çeşitli zorluklar nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakır ve memleketine geri döner. Ancak içindeki okuma azmi hiç bir zaman sönmemiştir. Tekrar bu meşaleyi yakmak için Çerkeş Lisesine kaydını yaptırır. Burada da istenilen başarıyı sağlayamaz. Yılsonu sınavlarından bir kaçından sınıfta kalır, önünde tek seçenek vardır, okulu terk edip, askere gitmek. Çünkü yaşı yirmilere gelmiştir. O da bu yola girer. Askerlik şubesine gider askerlik işlemlerini başlatır. Şubeden sülüsünü, yol parasını alır, ailesinin yolluk olarak yaptığı yiyecekleri alır ve otobüse biner. Otobüs Çerkeş’te yolcu almak için beklerken son bir ümitle okula gidip sınav sonuçlarına tekrar bakmak ister. Pencereye asılı kâğıtlarda ismini ararken arkasından birisi seslenir.
—Evladım, sen kimsin, ne arıyorsun? —Öğrenciyim hocam, sınav sonuçlarıma bakıyorum.
Öğretmen, daha önce hiç görmediği bu delikanlıyla yakından ilgilenir. Sınav sonuçlarını birlikte araştırırlar. Gerçekten de birkaç dersten başarısız olmuştur. Ve eğitim hayatı kağıt üzerinde bitmiştir. Öğretmen, öğrencinin bu durumuna çok üzülmüştür. Ona bundan sonra ne yapacağını sorar, O da der ki;
—Hocam, şubeden sülüsümü aldım, yolluğumu da aldım ben askere gidiyorum.
Hasan Hoca, "Olmaz öyle şey, sen öncelikle okumalısın, der" ve öğrencisinin elinden tutar okul müdürünün odasına götürür. Müdürle aralarında şu tarihi konuşma geçer.
“Müdür bey, bu çocuğumuz bazı derslerden başarısız olmuş, üstelik bu son şansı yine kalırsa okulu terk etmek zorunda kalacak ve eğitim hayatı bitecek, bu çocuğu tekrar eğitime kazandırmamız lazım.“
Hasan Hocanın yoğun ısrarları netice verir ve öğrenciyi aynı gün başarısız olduğu derslerden ayrı bir sınav yaparlar. Bu sınavda başarılı olur ve sınıfını geçer. Ancak önlerinde ayrı bir engel vardır. Öğrenci o anda asker olarak görünmektedir. Bir an önce askerlikle ilişiğinin kesilmesi lazım ki eğitimine devam edebilsin.
Fedakâr öğretmen öğrencisinin elinden tutar, Kurşunlu Askerlik Şubesine gider, Tecil belgesini verir, şubenin ödediği yol parasını iade eder ve öğrencisinin askerlikle ilişiğini keser. Artık eğitim için bir engel kalmamıştır. Sonra öğrencisini tembihler ve nasihatte bulunur. “Bundan sonra senin velin ben olacağım ve her zaman gözüm üzerinde olacak. Sen de bundan böyle başarılı bir öğrenci olacaksın ve eğitimine devam edeceksin, der."
Bu olay öğrenciyi kamçılar. O sene başarıyla okulundan mezun olur. Daha sonra eğitim enstitüsüne kaydını yaptırır. Bartın Eğitim Enstitüsünden mezun olarak eğitimci ordusuna katılır.
Hayatı boyunca kendisine yapılan fedakârlıklardan aldığı ilhamla çok başarılı öğrenciler yetiştirir. Görev yaptığı kurumları ve oralardaki öğrencileri eğitimin yanında çeşitli spor dallarında da başarılı bir şekilde yönlendirerek Türkiye’de, hatta Dünya’da adından söz edilecek birer başarılı öğrenci-sporcu olarak anılmalarını sağlar.
Bin bir zorlukla eğitimini tamamlayan ve meslek hayatında çok başarılı olan ve daha sonraki yaşamında onlarca başarıya imza atan öğrenci, geçen günlerde toprağa verdiğimiz Yadiğar TEZCANOĞLU’ndan başkası değildir.
Eğitimcilik, yalnızca kâğıtlarda yazıldığı gibi olmamalıdır. Bazı durumlarda daha esnek olabilmeli, yeri geldiğinde bazı kuralları rafa kaldırıp kendi kurallarını uygulaya bilmelidir.
Eğitimcinin ufku geniş olmazsa, kendisini 08.00-17.00 kıskacına sıkıştırıp, saatime bakarım, vazifemi yaparım, mantığıyla hareket ederse kendisinden geriye bırakabileceği pek fazla bir şeyi olamaz. Ne yazıktır ki Hasan Çelen gibi, Yadiğar Tezcanoğlu gibi iyi örnekler varken; mesai bitimiyle birlikte kahvehanelerde, lokallerde okey oynamaya koşmayı, ya da “Bir elimde cımbız, bir elimde ayna umurumda mı dünya” mantığıyla asıl mesleğinin dışında bir alanda ticaret yapmayı eğitimciliğe yeğleyen eğitimcilerimiz de az değil. İlçemizdeki eğitimcilerin bir bölümü, üstelikte “YERLİ” eğitimcilerimiz tıpkı bahsettiğim eğitimci tipleri gibi hareket etmektedirler. Bu tür eğitimcilerin ne memleketimize ne de öğrencilerimize verebilecekleri fazla bir şey yoktur, olamaz da. Bize Halim Oğuz gibi, Hasan Çelen gibi, Yadigar Tezcanoğlu gibi eğitimciler lazım. Her eğitimcinin kendinden sonrakilere bırakabileceği, onlara yadigâr edebileceği bir şeyleri mutlaka olmalıdır.
Allah, hepsinden razı olsun. |